5 Ağustos 2012

KASIRGANIN GÖZÜ

Bir balkondan, kimi uzunca, bilinçlice,kimi kısaca  baktığım(ız) zamanlar…

Yalnızlık itelediğinde, bir sıkıntıyı, sıkıntı veren bir düşünceyi savuşturmak istediğimizde, kimseyle konuşamayacağımızı bildiğimizde, kimsemizin olmadığını bildiğimizde, bir evimiz varsa, bir evimizin balkonu varsa; seyretmek balkondan görünenleri, seyretmek pencereden görünenleri, sokağı, başka pencereleri, sokaktakileri, sokaktaki oluşları, sokağın, sokaktakilerin çağırdıklarını…

Zamanın ettiğine boyun eğmek, geri dönüp bakmak –ve- belki de yolun bir arpa boyu olup olmadığını sorgulamak;

Gelinen noktanın bu seyir an’ı olup olmadığını düşünürken…”Eski”nin yara izlerinin derinliğini yoklarken…

Günün,güncelin akla attığı çizikleri… kayda geçirirken…

-Belki de- bir saatlik “bakış”tan 66 sayfalık bir “roman” çıkarmak… 



Antrparantez ya da ikaz: İlle de roman olsun,ama yeri yurdu, sınırı, şekli şemali belli olan, o hep bildiğimiz klasik olay örgüsü, kişileri, yan kişileri, esas oğlanı/kızı belli olan, şenlikli, uzun mu uzun romanlardan da olmasın diyorsanız, bizden bir şeyleri çok olsun içinde diyorsanız, tam size göre bu “roman”.
……………
 Ne yalan söyleyeyim haberim olmayan bir yazardı kendisi, bana kuvvetle önerilene kadar. Kitabı bitirdikten sonra ben de düşündüm: "Bu bir roman mı?"


Roman diye piyasaya çıkmış kimilerinden çok daha roman olduğu kesin!

Kitabın 2008 İş Bankası Attila İlhan Roman Ödülü aldığını kapağından öğreniyoruz bu arada. Künyesini netten bulabilirsiniz. Hatta en alta, okuduktan sonra arayıp baktığım kimi linkler ekledim. Uzun, detaylı yazılar yazamıyorum, merak edenler o yorum ve röportajlara göz atabilirler, benim yazacaklarımdan da daha profesyoneller üstelik..Yine de demeden geçemeyeceğim:Türkçe'nin şenlikli, muzip,kıvraklığını kullanmış Tosuner, sadeliğin dışında ilk bunu söyleyebilirim. Bir de Bilge Karasu'yu anımsattı biraz. Kimi bölümleri çok katmanlı okuyabiliyoruz da ayrıca...
 ***
1.
Balkonda, açılır kapanır çamaşırlığa – mavi mavi- bebek giyimleri asan –genç olmayan adam-, bence semtin en yakışıklısı o!

**
Yine de bebek çamaşırlı balkona bakmaktan kaçındım sanki.

**
Kendime doğru hep geri çekilir olmuştum. Yenilginlik tutmuştu yakamdan, beni sarsıyor; sarstıkça bana kinleniyordu. Sanki artık bitmesini istiyordum, - her şeyin bitmesini…Ve, daha artan bir kinle, beni kendime iteliyordu yenilgi.
Kuyu,derindi..karanlıktı..ölümdü.

Şöyle yan dur, camı buğulandırma! Bir şey olmaz ama buğulanmasa daha iyi. Evet, canının sıkıldığı belli olmasın. Canın sıkılıyormuş kimseyi ilgilendirmez ama yalnızlığın anlaşılmasın. Anlaşılırsa da niye dert olsun ki!.. Yok, camın tozunatelefon numaranı yazacak değilsin. Evet,tersten…Yapma! Görülüyordur ya, okunuyor mu diye karşıya gidip bakarsın sen! Karşıdan görünmez diye değil, - saçmalık.

Hadi çıkalım, sokaklardan sokak beğen kendine!

2.
Tam otuz dört yıl olmuş, - geçmemişim sokağından!

***
Deminki öyküyü beğendiniz mi?
Bakalım şimdi ne yapacağız?..

***
Evet, iyi ki öldürmemişim kendimi.

3.
Güneş yükseliyordu.
İyimser bir deyişle şunu söyleyebilirim: İyi ki insanoğlu’nun gözyaşı para etmiyor. Bir de paraya dönüşüyor olsaydı, neler gelmezdi başına!...  

Cennete gideceğini sanan kişi sayısı arttıkça, insanlıktan hızla uzaklaşılıyordu.
“Aman bırak şunları!” 

….

Koca dünyayı balkonda bırakıp evine giriyorsun.
Evin, usanılmış bir alışkanlıkla karşılıyor seni.
“Heey, ev senden usanmış!” 

Kurumuş değil, kurutulmuş gibiydi. 


4.
***
Bir bardak.(…) Su’dan başka  şey bardağı ya da sudan bir bardak olsun isterse. 

Bardakkıran.
Evet, “kırılmış bardaklar” biriktiren adam. 

5.
“Çocukları gönderdim…” demiştir kadın.
Adam, katlamadan bırakmıştır gazeteyi.
***
Kış kış diye kışı kovalayan Türkçe! 

2.BÖLÜM:
- Besmele çekmezsen böyle olur!
- Hikmetyar’ın dizinin dibine çökeceğime şu Güneş’e taparım daha iyi!

2.
Taşların sözü yok,-mu?
Olsa, bir taş öteki taşa ne demiş?
Yalnız mısın, ey taş!
Yanıt yok.
Taş kardeş…

Vay be!
Yaşamda var çeşit çeşit
taşın da konuşanı.
Şu nasıl konuşuyor bak.
Sana nasıl sessiz bakıyor..
.. ona nasıl anlamlı! 

5.
(…) Bir koca köpek –ürkek- geçsin o sırada.
Islanmış geçsin.
Kim ıslattı bu köpeği!
böyle olsun.
Yerdeki çakılları sayarmış gibi geçsin köpek. 

6.
Buna da şükür dağları, - bulutlu! 

7.
Ezan okunuyor.
Güzel okunuyor. 

10.
Yürüyebiliyorsun. Gençsin. Solcusun. Yazar sayılıyorsun. Gelecek “güzel günler”e inanıyorsun.

11.
Bu yaz da geçti, ey eylül!
Bak, akşam pazarına gidiyor iki teyze.
Tey-ze mi?..
Kendine güldürme kendini!






2 yorum:

  1. ama yorum bölümü değişmişti ki.
    bugün eskisine dönmüş ama.
    kaç gündür yorum formu değişik ve uzundu.
    senin adın soyadın vardı ve altında 4-5 kutu.
    :)
    e böle iyi olmuş yine daha kolay.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. başka biriyle karıştırıyorsun ya da blogger'ın bir azizliği zira hiç değiştirmedim ben yorum ayarlarımı:)

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)