5 Ocak 2018

OKUMANIZI DİLEDİKLERİM

Senelerdir bu blogta, zaman zaman başka bloglardan yazı linki veririm "bloglardan" etiketi altında.

Bu yazılar ya benim de tesadüfen aynı konuyu-hissi düşünüp yaşadığım bir an'a denk gelmiştir, ya da düşündüğüm bir şeye farklı bir pencereden bakarak beni aydınlatmıştır, yahut benim için yepyeni bir konudur, bilgidir ve ilginçtir ya da üslubu veya konusu bakımından kıskandığım, gıpta ettiğim bir yazıdır.

( Tamam tamam, son kategorideki yazılarda "ben niye önceden yazmadım ki,neyse zaten yazmışlar artık" deyip  moralimin bozulduğu daha çok oluyor:p)



Bu kez de zamanında not ettiğim ama kim bilir ne sebeple yayınlayamayıp taslaklarda kalmış böyle yazıların linkini koyuyorum.

Bunlardan ilki, ilk kategoriye giriyor. Tam da bu konuda yazmayı düşünürken yazılmışını buldum:


İnanç, Güven, Sadakat: Yazmak mı zor yazmamak mı?: Nerede miyim? Buradayım. Hiçbir yere gitmedim. Her horoz kendi çöplüğünde. Ben de kendi çöplüğümde kendi halimde eşelenip duruyorum. ...


İkincisi çok daha önceden kaydedilmiş bir yazı. Baktım da 1 yılı geçmiş.... Hep aynı umutsuzluk içindeyim senelerdir. Benzer çok yazı var sevdiğim kalemlerden çıkma, ama kederi betimlemek üzüyor...Fakat sondaki anafikir üzerimize düşen şey işte...

dayatmalarda kayboluş..: Gri bulutlar altında..... : Üstümde gri bulutlar.... ötelerindeki güneşin aydınlık sıcaklığına perde olan gri bulutlar altında uyanmak bile istemiyor canım... keşke uyuyabilsem onlar çekilip gidene kadar....


Bu sonuncusu bir blogdan değil, sanırım faceb. tan.  O yüzden link değil. Özgecan davası esnasında not etmiş olmalıym... İrin dolu, kurutulacağı yerde ha bire taze tutulan bir yaramız, kadına şiddet, kadını insan saymama yaramız...

"Kadın hamile.

Bebek erkekmiş.

Aile mutlu, çok mutlu.

Bebek doğdu, pipisini amcalara gösterdi.
Amcalarda bayram sevinci. Dünyanın en gerekli organını gördüler çünkü.
Bebek terledi, çırılçıplak soydular, evde, misafirlikte, mahallede böyle gezdi. Bu hakka sahipti çünkü pipisi vardı.
Bebek biraz büyüdü. Sünnet olacak. Davullar, zurnalar, hediyeler... Çocuk düşündü:
"Sanırım bu çok önemli bir organ.."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Üç beş güzel kız var gittikleri yerde, annesi babası dedi ki:
"Hangisini alayım oğlum sana?"
Çocuk düşündü:
"Sanırım karşı tarafa sormaksızın seçme hakkım var."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuk acıktı, sofrasını varsa kız kardeşleri ve annesi hazırladı. Yemek bitince topladılar.
Çocuk düşündü:
"Sanırım kızlar/kadınlar bana hizmet etmekle yükümlü."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Kalabalık bir yemek daveti, herkes masaya sığamayacak. Erkekler ve yaşlılar masaya oturdu. Çocuğu da masaya oturtturdular. Annesi ve varsa ablaları yerde oturuyordu.
Çocuk düşündü:
"Sanırım önemli olan erkeklerin konforu."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Servis yapılacak, önce erkeklere yemek verildi, erkekler yardım etmedi.
Çocuk düşündü:
"Sanırım öncelikli olan erkeklerin karnının doyması."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuğun kız arkadaşı oldu.
Bütün sülale duydu. Herkesin ağzı kulaklarında. Densiz bir amca:
"Neler yapacan bahim gızlaraa" dedi.
Çocuğun anne ve babası:
"Oğlumdan iyisini mi bulacak?" dediler.
Çocuk düşündü:
"Sanırım en iyisini hak eden benim ve bu yüzden kızlara rızayla ya da rızasız istediğimi yapabilirim."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuk büyüdü, arkadaşlarıyla dışarı çıktı, gezdi, eğlendi. Eve geç geldi, paşalar gibi karşılandı. Kız kardeşi eve geç geldiği için azar işitirken, dövülürken.
Genç düşündü:
"Sanırım eve istediğim saatte girip çıkabilirim."
Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Kavga etti, ağzı burnu kan içinde.
Annesi, babası:
"Koçum benim, helal olsun" dedi.
Genç düşündü:
"Sanırım güçlüyüm ve sorunlarımı bu şekilde halledebilirim."
Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Genç büyüdü.
Ama bir türlü adam olamadı.
...
Ve yazdıklarını uygulamaya koyuldu..

Derya KIR

14.02.2015


Au revoir canlar.

7 yorum:

  1. Bazen hem konuşmanın hem de yazmanın tılsımından uzaklaşıyor insan. Bir yere kök salıp bağlanmadan her şeyden uzaklaşmak, uzaklarda kaybolmak ihtiyacı hissediyor. Bu durumları anlatan çok sevdiğim şu dizeleri ekleyim buraya.

    "saf ipek kök boya tutmaz diyedir!
    bu köprüler nereye bağlanır dersen
    beni hep uzaklara
    beni hep uzaklara.."

    YanıtlaSil
  2. İlk cumleniz ne güzel anlatmis zaman zaman cogumuzun muzdarip oldugu hali...yazmak tam da boyle bir sey demek ki. Mola anlari olmadan tazelenemez yazar da...

    YanıtlaSil
  3. Ülkemizdeki kadın cinayetlerinin temelinin nasıl minnacık bebek yaşta oluştuğunu çok iyi göstermiş, erkek çocuk daha bebek yaşta karşı cinsin erkeğe hizmet etmek için doğmuş bir seks kölesi olarak beyni programlanıyor programlayan da sadece baba değil, anne ve diğer kadın üyeler yani kendi mezarlarını kazıyorlar...:(
    Eline sağlık.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel söyledin; kendi mezarlarını kazıyorlar diye....atlanmaması gereken bir nokta burası. Önce biz bütün kadınlar farkına varmalıyız tavırlarımızdaki yanlışlığın...

      Sil
  4. Harika yazmış. Yazarın yüreğine sağlık. Blogu var mı?
    Edebiyat in güzelliği. Belki yüzlerce sayfada anlatılacak bir konuyu böyle kısacık bir hikayede anlatıyorsun.
    Erkeğin yetiştiği zihniyet iklimini ne kadar harika özetlemiş. Bu zihniyet iklimi değişmedince işler zor..

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)