3 Mayıs 2017

HİSLERİMİZİ YUTAN DİPSİZ UÇURUM*

Heyyy, nasılsınız blogcanlar?
Önce bunu sormak istedim. Ben mi?
İyiyim galiba:)


Hayatı bir hediye gibi karşılamak diye bir laf var.

Ben bunu değil, olduğu gibi yaşamak, fazla kasmamak şeklindeki özeti, mottoyu daha seviyorum...

Otuzbeşimden sonra anlamaya başladığım şeylerden biri bu.


Bundan önce bende bir eksiklik olduğunu ama çevremdeki başka herkesin benim bu eksik dediğim hayati "bilgiye" vakıf olduğunu sanarak, kendimi yetersiz ve anomalisi olan biri olarak düşünür, ( haksız yere) eleştirirdim.

Meğer sadece mükemmelliyetçilik hastalığım varmış :p

Başa dönelim.

Kırkından sonra azanı teneşir paklar diye bir atasözü de var.  Soylu(!) atalarımızın azmak fiilini kullandığına dikkati çektikten sonra diyorum ki ben kırkımdan sonra azmayı değil değişmeyi , yaşamayı seçiyorum; kendime meydan okuyarak. (Pişman olduğum her seferde bu son cümleyi tekrar ederek kendime gaz veriyorum :p)

Biliriz ki insanoğlunun alışkanlıklarından vazgeçmesi zordur. Alışkanlık insanın, içinde bulunduğu durum ve şartlara  uyum sağlamasına neden olarak hayatta kalmasını sağlar. Fakat riski de vardır; değişime, yenileşmeye karşı durarak insanı miskinleştirip uyuşturup küflenmesine de sebep olabilir... hayatı ıskalamaya başlar ve yalnız kalır... çoğulken bile...

Bunları neden anlatıyorum?

Canım öyle istiyor da ondan.

:)

Geçtiğimiz yıl önemli kararlar aldım. Bu kararlardan birinin sonucu da yıllardır alıştığım şehrimden, güzel olduğunu geç keşfettiğim İzmir'den ayrılmak oldu. Her fırsatta oradayım ama yine de içim sızlıyor bu ayrılığa...


Ne diyordu dostum;   "Her şeyin bir bedeli var, ödemezsen kavuşamazsın..."

Otuzbeşimden sonra anlamaya başladığım gerçeklerden biri de bu. Bilmek değil, anlamak...

Buraya kadar okuduysan, gel biraz da gezelim seninle. Bu sefer üşenmedim, tek tek yazdım:)



Te Burası Edirne

Şimdi bulunduğum yer Edirne'ye bir, İstanbul'a iki saat mesafede büyükçe bir ilçe.

Mimar Sinan'ın ustalık eserim dediği Selimiye'yi hep görmek istemiştim. Çocukluktan kalma bir şey. Bu kadar yakınına gelmişken ilk fırsatta gideyim dedim.

Bir de, civcivken kafalarımızın içine nakşedilen o lüzumlu lüzumsuz tarih ve coğrafya bilgilerinden süzülüp gelen serhat şehri betimlemesi... sanki Türkiye'de değil yabancı bir memlekette bir yerdi Edirne benim için. Gezerken bunu da düşündüm, düşündüğüm için mi öyle de hissettim? Elden kaçacak bir uçan balon gibi sanki Edirne de kayıp gidecek, başka bir coğrafyanın şehri olacaktı...

Cumartesi sabahı 10:30 arabasıyla bir saatte Edirne Terminaline vardık. Biletler 15 TL.

Yol boyu yeşil ve sevimli. Anadolunun bozkırlarını, bozkırlardan geçen yollarını gördükten sonra bu yollar cennet gibi bile denebilir bana göre...

Terminalden merkeze kalkan otobüsler var. Dolmuştan büyük, belediye otobüsünden küçük. ( İzmirdekilerle kıyaslıyorum tabii ki) Ön camlarında ETUS yazıyor. Açılımını az sonra öğreneceğim: Edirne Toplu Ulaşım Sistemi. Binişler kartlı ama paralı da binebiliyorsunuz. 2.5 TL nakit binişler. Şoförün yanında kollu şeffaf kutular var; oraya atıyorsunuz paranızı. Üstünü ondan sonra şoför veriyor.
 
Selimiye.
Sevgili kontenjanından bana eşlik eden beyefendi, daha önce Edirne'ye geldiği için kılavuzumuz o.  Akşam en geç dönüş otobüsü saat yedide.(Yazın daha geç seferler konabilirmiş) Buna göre ayarlama yapıyoruz: Önce Saraçlar Caddesine gitmek, meşhur Edirne tava ciğerini tatmak, Selimiye'yi görmek, Tunca ve Meriç nehrini, üzerlerindeki köprüyü geçerek görmek ve Meriç kıyısındaki yerlerde çay içerek tarih ve tabiat bileşimini izlemek... Meriç'ten günbatımını izletmeyi de istiyordu ama dönüş saatimiz elvermiyordu. (Zaten ben de günbatımı izleyecek  kadar romantik bir hatun olamadım hiç:))

Hadi kalanını yarın yazayım.

Sıkıldım uzun uzun yazmaktan :)

Au revoir efenim.

"Allahım, bize değiştirmemiz gereken kötü  şeyleri değiştirme gücü ver..."



*Alışkanlık deyince, Necip Fazıl'ın, -şiirini pek sevmesem de- bir sözünü not ettiğimi hatırladım. Eski not defterimde buldum o sözünü. Ondan bir parça bu başlık...

14 yorum:

  1. ayıp,
    nikahına çağırmadın beni.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eski sevgilim de böyle demişti :)))

      Sil
  2. Otuzdan, otuzbeşten sonra insanlar gerçekten senin yaptığın gibi kendilerini dinleyip, yeni, köklü kararlar almaya başlıyorlar. Gençken o akıllar olmuyor işte (kendim için konuşuyorum yanlış anlama en azından ben gençken hakikaten çok salaklıklar yaptım ah kafam ah belli bir olgunluğa gelmek lazımmış...) Taşınmışsın, hayırlı olsun, umarım yeni evinde çok mutlu, çok huzurlu olursun. Önemli olan bu..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de şimdiki aklım olsaydı bazı konularda erkenden pes etmezdim diyorum mesela... olsun, hayat böyle biraz da:)
      Çok teşekkür ederim iyi dileklerin için. Sıkılıyorum da biraz burada yalnızlıktan:))

      Sil
  3. Oo büyük bir değişim olmuştur herhalde şehir değiştirmek Narda'cım, Edirne geziniz de çok hoş, devamını bekleriz, sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç kasmadan yaptım bu değişikliği, üzerine kafa yormadan:))) yenileniyor insan ister istemez. Gezinin devamını yazıyorum.
      Sevgiler benden.

      Sil
  4. Bu güzel, içtenlikle kaleme alınmış-pardon bilgisayara yazılmış- yazıya üşenmeden birkaç not düşeyim istedim; Hayatı olduğu gibi yaşamak mantıklı gerçekten. O zaman insan olup bitenden fazla etkilenmiyor. Mükemmeliyetçilik herkeste olmayan "iyi" bir hastalık bence. Öyle olmak isteyip de olamayan ne çok insan var çevremizde. Yetersiz olmak da büyük eksiklik yaratıyor.
    Eski şairlerimize göre 35 yaş çok önemliymiş. Ama yaşam boyu öğrenmek- anlamak hiç bitmiyor ki.
    Zaman zaman bir başka kentte olmak ne güzeldir. Ne çok anı birikir böylece.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. her şeyi didikleyip kafa patlatmak çok iyi değil...mükemmelliyetçilik iyi değil yahu, ideali aramak filan belki ama kimsenin olması gerekeni bile aramadığı bu coğrafyada iyi değil bence:(
      Anı birikir değil mi... ama keşke 10 yaş daha genç olsaydım:)

      Sil
  5. 'Bilmek değil anlamak' bravo narda çözmüşsün durumu. Sosyolog,filozof olma yolunda gidersin artık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sen dalga mı geçtin benle bakiyim sosyolog bey?

      ben zaten filozof doğmuşum tamam mı, sıkıntım orada başlıyor :)

      Sil
  6. Yok be gayet ciddiyim,çok önemli o kurduğun cümle.Bu arada komşum oldunuz ha :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamam öyleyse. Bize ciddiyet yakışır:)
      Valla komşu olduk. Çaya bekleriz:)

      Sil
  7. Hem evlilik hem taşınma bir arada galiba. Mutluluklar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle oldu:))) Teşekkür ederim, inşallah pişman olmam :ppp

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)