8 Kasım 2015

AKLINIZ VARSA



Erkeklerin asker arkadaşlarını unutmaması gibi, kadınların da hastanede refakatçi arkadaşlıklarını unutmadığı bir vakıa.

Berbat hastane günlerini tek çekilebilir kılan, aynı odada ya da servisteki diğer refakatçilerle kurulan dostluk olsa gerek. Geceli gündüzlü, kimi zaman rahatsız bir çekyatın, daha kötüsü bir sandalyenin üzerinde uyumaya çalışarak, hastanızın başucunda, nemrut doktor ve hemşirelerle domuzluk peşindeki hastabakıcılara nasıl katlanılabilir dertleşecek biri olmasa...




Bu arkadaşlarımdan biri aradı cuma günü. Onun da babası aylarca hastanede yattı. Bizden aylarca önce hastaneye gelmişti ve bir hafta sonra taburcu olmuştu. Fakat geçen ay kontrole diye geldiğinde bir ay daha yatırmışlar. Tekrar göndermişler ve cuma günü yine kontrole gelmiş. İnşallah iyi olur. Taa Kütahyalardan buraya geliyorlar. Allahtan bir akrabalarının evi var burada.

Zülfü amca ise göğüs hastalıkları servisindeki son oda arkadaşıydı babamın. Akciğer kanseri. Söylememişler kendisine. Eşi de kendisi de Bingöllüydü. Eşi Hatice teyze (bu amca teyze lafından hoşlanmıyorum kendim teyze olmuşken ama bu insanlar babamdan da yaşlılardı sonuçta...) ağır şiveli ama dikkatli, tane tane bir Türkçeyle konuşurdu. Zülfü amcanın sesi çıksa bile odanın ucundan anlamazdım. O kadar zaman boyunca -nefrolojideki Urfalı hasta ve ailesinin aksine- bir kez bile Kürtçe konuşmayışı dikkatimi çekmişti.

Zülfü amcanın o kadar çok eziyeti vardı ki... Bütün gece uyumuyor, istekleri bitmiyor, yastığımı çek demesinin ardından niye  çektin diye kızması bir oluyor, pulse cihazının kordonuyla oynayıp cihazı öttürüyor, sonra susturmak için karısının hemşire çağırmasını istiyor, mamasını yemiyordu... Kısa, dalgalı, kızılımsı saçlarını yoluyordu Hatice teyze. Birkaç kez ölsen de kurtulsam dediğini duydum. Hiç çocukları olmamış. Birkaç gece kızkardeşinin kocası ve damadı gelip kalmışlar refakatçi olarak. Sonra hep kendisi, o yaşta...

Yine böyle eziyetli bir gecenin sabahında hemşirenin saatini beklerken bana dönüp aklınız varsa evlenmeyin dedi. Gülümsedim.

Geceyi geçirdikten sonra yerime annemin geldiği bir gün annemle konuşurlarken, kız kardeşinin kocasının da annemin memleketinden olduğu ortaya çıkmış. Derken derken annemin köylüsü çıkmış adam. Bir sonraki gelişinde annemle karşılaşmışlar, geçmişi, geçmişte yapılan iyiliği - dedem- anmışlar. Nereden nereye, Yozgat'tan İzmir'e yol gitsin  ve kırk yıl sonra  bir hastane köşesinde karşılaşılsın... Dünya küçük dedim bir kez daha, bu ülke daha da küçük...

Babam taburcu olmadan önceki son sabahlardan biriydi. Kulaklarım açılmış, gözlerim uykudaydı. Hatice teyzenin, baskın, şiveli sesi, yine ne dediğini anlamadığım Zülfü amcanın sesine karşılık veriyor:

Ben seni sevmişim neye yarar, asıl Allah da sevsin.
Gözlerim çapaklarından sıyrıldı, tam bu sırada Hatice teyze bir öpücük kondurdu kocasının alnına.


Biz çıktıktan on gün kadar sonra vefat etmiş. Allah rahmet etsin.

1 yorum:

  1. Hastane anıları çok canımı acıtıyor :( Zülfü amcaya Allah rahmet etsin, yazdıklarınızı okuyunca "Kurtulmuş" dedim. Kendim için de tüm sevdiklerim için de en korktuğum şey böyle aylarca çekmek:( hastabakıcılar eline kalmak:( Allah kimseyi yatırmasın...:( hastanelere düşürmesin...:(

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)