12 Aralık 2014

Flört, Olumsallık (Şans) ve Diğer Şeyler Üstüne... ( Üşenmedim alıntıladım, üşenme oku :))

" Kaderimizi belirleme konusunda şansın önemli olmayabileceğini düşündüğümüzde, Leonardo'nun, Güneş'in hareket etmediğini yazarken aşmaya başladığı sofu Evren anlayışına geri dönmüş oluruz. Freud,Leonardo da Vinci ve Çocukluğundan Bir Anı" - 

**
Birisine ilgi duyduğunda ya da aşık olduğunda, hemen yaşayacakları duygusal deneyimin niteliğine ilişkin gizli bir sozleşmeyi gecmişten cıkartıp ortaya getirdiğini soyledim ona. Gerci kendisi bu sozleşmenin varlığından habersizdi ama, onun şartlarına uymak zorundaydı hep.

***
Hicbir sozleşmede insan, tam olarak neyi kabul etmekte olduğunu bilemez; cunku en hafif bicimiyle bu anlaşma, tarafların bilincdışı tarihi ile arzularını ve de o tuhaf deyişteki gibi, gelecek neler getirecekse onları icermektedir.

***
 Kimse şanstan muaf tutulamaz. Ne kadar aksine inanmak istesek de, gelecek uzerinde tahakkum kurmak mumkun değildir. Sadece arzuların, dileklerin ocağı değildir orası, aynı zamanda kazaların sığınağıdır.
Kendini bir insana emanet etmek, zamana havale etmekten cok farklıdır.

***
Soylemek istediğim şu:
İcerdiği ikiliğe (dualizme) ve catışmayı one cıkarmasına rağmen psikanalizin, hep cozumleyerek bire indirgemeye calıştığı iki benlik versiyonu var. Bunlardan biri, yani Freudiyen benlik versiyonu,ne istediğini ve her zaman ne istemekte olduğunu -psikanalitik anlamda- biliyor; buna “bilincdışı arzu” diyebiliriz. Ama benliğin bir versiyonu daha var ki, savunmaya yonelik değil -haddizatında kesinlikle savunmasız- ne istediğini ya da ne istemekte olduğunu bilmekle de ilgisi yok (bu da şu soruyu getiriyor: Ne istediğimizi bilmediğimize gercekten inanmak niye bu kadar zor gelir bize?). Bu benlik versiyonu -derdi istemek olmayan versiyon- kendi olumsallığıyla barışık yaşıyor. Hatta yerinden kıpırdamadan olumsallığım beklediği bile soylenebilir. Ama belli ortamlarda bu benlik versiyonu, ancak ya caresizlik olarak yaşanabilir (hayatım benim denetimimin dışında ve hayatımdaki sorun da bu) ya da kuşkuculuk olarak (ne istediğimi bilmiyorum, dolayısıyla bir şey bilme yeteneğimden kuşkuluyum).

Hicbir sozleşme yapmayan ve bilincdışı arzuya dayalı benliğin asla yapamayacağı bir şekilde kişinin kendi olumuyle bağlantılı olan olumsal benliğin olduğu gibi kabul edilmesi, bence hayattaki ilk deneyim bicimlerinin gecikmiş bir şekilde geri getirilmesi ya da işleme sokulmasıdır. İlk duygusal deneyimler bir dizi kaza -insanın acıkması ya da uykusunun gelmesi gibi onceden duzenlenmemiş olaylar- halinde duşunulebilir; gitgide bunlar, rastlantının otesinde bir şeyler olarak yeniden tanımlanacaktır. İnsanın rastlantılarla -yahut rastlantı ya da şans ya da kısmet duşuncesiyle- ilişkisi, benliğin bu ilk bicimiyle kurulan karmaşık bir bağdır. İlerlemeci olmayan anlamıyla gelişme, insanın şansını denemesi demektir. Rastlantılar, onları kullanmasını bilenlere aittir.

*****
Not: Serinin ilk yazısını okumak için bir önceki yayına lütfen.

2 yorum:

  1. Felsefe takılıyoruz bu ara galiba sevgili Mavi Kalemiz, hadi diğer yazılara da bir göz atalım o zaman 😘👍

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. biraz geç kaldım felsefe ve psikoloji okumakta evet :)

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)