26 Aralık 2014

DİYORUM




Kış burnunun dünyamıza uzandığı şu günlerde, sağ omzumdaki ağrı bana bir şeyler söylüyor olmalı. “Ağrı dilinden anlayanlar olması beklenirken hiçbir dilden anlamayanlar oluvermiş meslek grubu” üyesinin yazdığı eczalar işe yaramıyor. Sinirleniyorum. Sonra bir kalenderlik peydah oluyor: Amaaan, nayniri dünya, boşver, öleceğiz nasılsa diyorum. Kendime diyorum.


Diyorum; ama bir kulağımdan giriyor, arada boşluk bulmuş olmalı ki, diğerinden çıkıyor. Ne kafama ne kalbime işliyor. Hem her şey o kadar hızla değişiyor ki Kızılderili ataları anmadan edemiyorum: Ruhum yetişemiyor olan bitene. Kös kös arkada, üşümüş bir vaziyette, salya sümük siftiniyor. Dünya karmakarışık, uğultulu. Bu otobüsün motoru da dünya gibi. Pis pis de kokutuyor içeriyi. Bilindikliğiyle bilinmeyen. İnsan mahsur kalmış. Nerede kaldığımızı da bilmiyoruz üstelik. Oysa şu ağaçlar diyorum… Yıllardır önünden gide gele unuttuğumu fark ettiğim o ağaçları diyorum.


Selami Bey’in, bizzat yerlerini göstere göstere erlerine diktirdiği çamlar ve diğer ağaçlar; heybetleriyle, kışlanın önünden otobüslerle, otomobillerle geçen, süreğen hırsları, depresyonları, üzünçleri bulup buluşturmuş biz bir yığın insana bakıyorlar. Emekli albay rahmetli Selami Beyamca’nın yumuşak-yuvarlak yüz hatları oğlunda yok. Oğlunun yaşından pay biçersek, nereden baksak elli yaşında bu ağaçlar diyorum. Bir çam ağacını yaşıyla biliyor olmak bana haz veriyor. Bu bilginin, şu uğultulu dünyanın ışık hızıyla gelip giden bilgilerinin aksine, hafıza duvarımdan kayıp düşmeyeceğini gayet iyi biliyorum. İnsanın içinde var diyorum; tabiat bize iyi geliyor.

Hızlıyız ya ağaçlar görüşüm alanımdan çabucak çıkıyor. Azametlerinden kurtulamıyorum yalnız. Sağımda serili duran yakışıklı denize bakmak aklıma bile gelmiyor. Oysa her seferinde, gideceğim yerden önce inip o güzel banklardan birine oturarak denize bakmayı kurardım. Gözlerimi kapıyorum, denizin kokusu, burnuma değmeden yaprak hışırtılarında kayboluyor. Ah, yine mi o romantizm, yine mi başa dönüş?! Hani her şeyi boş verecektin, diye soruyorum. Kendime soruyorum.

Kıpkıp Durağı yazısını okuyunca, içimde, baştan başa, genel geçer birçok ağaç salınıyor yine. Kıpkıp ağaç demek oluyor: “Kıpkıp ağacı, Akdeniz iklimine has, çamgillerden, mavi çiçek açan, uzun ömürlü, taze yaprakları aşk acısına ve yalnızlığa birebir, beş metreye kadar uzayabilen, sadece deniz kıyılarında yetişebilen, nazlı bir bitkidir. Yetiştiği yerlerde, yapraklarının özelliği sebebiyle ihraç edilir ve yöre halkının geçimini büyük ölçüde sağlar.”

Kıpkıp arkada kalıyor. Şimdi son durak: İniyorum. Gerçek dünya; şu pis kokulu olan.

Bankada işim çok kısa sürüyor. Sevinçli oluyorum. Niye otobüs bekleyeyim ki? Yekdüzeliği  bozmam lazım. Hayatım çok yekdüze. İskeleye giden dolmuşlar var. Camlarının önünde kocaman kocaman "İskele" yazısı var. El ettin mi şoför duruyor, sen de biniyorsun. İşe yarar bilgi değil mi? Yine işime yaradı. Baharda yoluma çıkan falcı kadının çok bir benzeri, kucağında bebeğiyle hastaneye doğru gidiyor. Dolmuş oradan dönecek. Dedikleri geliyor aklıma falcının: "Kafan dumanlanmış yakın zamanda, kendi kendine çok konuşmuşsun. Dileklerin olmaya başlamış." Oysa tek dileğim var benim. Her falcı kadın falcı değildir. Gerçek falcılar lanetlenmiştir. Gerçek bir falcı bulmalıyım Kıpkıp diyorum. Ona diyorum.

Kış rüzgârı denen şey, dışarıda palmiyeleri silkeliyor. Gençten bir çift birbirlerine sokulmuş, dolmuşa el ediyorlar aynı anda. Kadın yanıma oturuyor. Benden güzel. Birden ağlamaya başlıyor, ipil ipil gözyaşı akıtıyor. Yüzünü, gözlerini bulamıyorum. Camdan yana çeviriyor yüzünü. Yanımızda dikilen adama bakıp ben de gözlerimle soruyorum. Oralı değil, yüzümde birkaç saniye durup gidiyor bakışları. Kadına da bakmıyor. Kavga etselerdi, duraktaki o sarmaş dolaş halleri olmazdı diyorum mantığımın hesabına. Mutlaka kötü bir haber. Peki adam neden kayıtsız? Peki ben niye meraklıyım? Kadının burnunu kazağına sildiğini görünce cebimden kağıt mendil çıkarıp veriyorum. Tepki yok. Adamın sesiyle ona doğru dönüyorum: "Doktora geldik." Lafının burasında duruyor. Konuştuğuna pişmanmış gibi bir surat ifadesiyle dolmuşun arka tarafına geçiyor. Duraksıyorum.

 Nayniri dünya, boşveeer, diyorum. Kendime diyorum.





Önce burada yayınlanmıştır: http://www.kirkincikapi.com/diyorum/

18 yorum:

  1. Dünyanın bi dakkası, bi dakkasına benzemeyen, güzel, çirkin hallerini ne güzel anlatmışsın arkadaşım. Eline, emeğine sağlık. Sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim. Sevgiler bizden:)

    YanıtlaSil
  3. Çook güzel yalnız bu önünden geçe geçe kanıksadığın ağaçlar? Neresi burası ki?

    YanıtlaSil
  4. Öncelikle teşekkürler. Efenim, hikayemizde olan ağaçlar gerçektir evet ve İzmir'dedirler:) Hassaten Narlıdere'deki kışlada efenim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vaayy, İzmir demek. Gerçekten mükemmel. Çok hoşuma gitti. Bence her geçişinde gör, hatta iki sefer gör, biri de benim için. ;)

      Sil
    2. Yok ya, bi daha baktım da yurtdışı gibi burası? Benim büyüdüğüm yerlerin kokusu var sanki, Almanya gibi? İzmir'de gerçekten bu resimdeki varsa, ilk seyahat planıma alırım hemen, daha da bi şey demiyom. :)

      Sil
    3. fotoğrafı kastetmişsin, alıntı bir fotoğraf o:)

      Sil
    4. Bu arada, fotoğraftakinden daha güzel ağaçlar var İzmir'de, fakat öyle güzel sokak yok :p

      Sil
  5. Birinci ve ikinci paragraf sanki beni anlatıyor.İyi yıllar.

    YanıtlaSil
  6. kademe kademe yüzümde ki tebessüm arttı, yazının sonunda da tamamiyle bir "gülüş" olarak çıktı, yüreğine sağlık :)

    YanıtlaSil
  7. Yüreğine sağlık Nardacım:))Keyifle okudum..

    YanıtlaSil
  8. pek güzel pek lirik pek mizahi
    çok başarılı bir hikaye olmuş
    tanıştığımıza memnun oldum
    babanıza bol bol selamlar gümüşhaneden :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler efenim. Aleyküm selam:) bol bol pestil yiyiniz bemim için de bu arada:)

      Sil
  9. Nardacım harikasın bayıldım, kıpkıp ağacını duymamıştım ama içimde kıpırtılar meydana getirdi:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İtiraf edeyim ki hikaye yazmak böyle yorumlar alınca daha güzel oluyor:)

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)