25 Temmuz 2014

SEN DE Mİ BRUTUS?

Bizi aldıkları odanın kapısının üstünde dururdu hep.  Korkardım ona baktıkça. Odadaki iki divan öyle konulmuştu ki hangisine oturursan otur kapıyı, dolayısıyla üzerindeki  onu görürdün. Karmakarışık, allı pullu renklerle bezeli acayip şekliyle gözüme gözüme  bakıyor, beni ele geçirmeye çalışan bir mahluk oluveriyordu muhayyilemde.


Merakla karışık da olsa bu korkum yüzünden eşek kadar olduğumda bile uzak durdum ondan ve onun çağrıştırdıklarından. Çocuktum. Okula bile gitmiyordum. O kadar çocuktum yani. Böyle bir şeyi ilk kez görüyordum ve bütün bildiğime aykırıydı gördüğüm. Masalsıydı, gizemliydi, neredeyse korkunçtu. Çünkü aklım almıyordu. Hem o zamanlar, korkutucu- garip şeyler ortalıkta sere serpe dolaşmıyorlardı. Gudubet fantastik kahramanların esamesi yoktu. Bilinçaltımızdaki en korkunç, en garip yaratıklar bir dudağı gökte, bir dudağı yerde devler, kaplumbağa kabuğundan çıkan peri kızları filandı. He-man'in İskeletor'u, Pollyanna'nın kötü kalpli teyzesi, Voltran'ın düşmanları bile daha sonraydı. Düşünün artık. Neyse. Beş parmağın ortasına çizilmiş kocaman bir göz beni epey korkutmuştu sizin anlayacağınız.


Onun yanında Hz. İbrahim'e inen koçla, gözleri bağlı İsmail'in bir tasviri de vardı.  Bıçağı görmediğim için ondan ürkmedim sanırım.

Ömer dede, her zaman divanlardan birinin baş köşesinde büzüşmüş, giysilerinin içinde kuruyup kalmış olarak otururdu. Annem zorla elini öptürürdü. Korkardık sanki bu ihtiyar ihtiyardan. Gözlerinin görmediğini söylememişlerdi bize. Belki daha çok çekinirdik söyleselerdi. Mecruben yerine getirilmesi gereken hemen her tören-görev gibi saygı ile ama alelacele gerçekleşirdi el öpme-baş okşatma faslı.  Kapıların önündeki ayakkabı deryası, kadın, erkek, çocuk...Bayram ziyareti kısa olur denir, bir başka misafir geldi mi kesinkez kalkılırdı. Yine de kimi evlerde tam bir buluşma olur sohbetin dibine vururdu büyükler. Sıkılan çocuklar ana babalarının eteklerini çekiştirir, sokağa inmek için izin isterlerdi. Ve baklava... Düşünüyorum da, başka bir tatlı yapılmaz, ikram edilmezdi. Limon kolonyası bir de, değişmezdi. Abdestli namazlı ihtiyarlar ise, abdesti bozuyor diye kolonya yerine gülsuyu bulundururlardı. Kendileri geldiğinde de onlara kolonya değil gülsuyu dökülürdü. Onlar için ayrıyeten alınırdı gülsuyu...

Sülalenin bütün büyüklerine  giderdik. Her bayramda aynı sıra, aynı rutin... İlk iki günde ancak biter, üçüncü gün iade-i ziyaretleri beklerdiniz... On küsur yıldır kimse kimseye gitmiyor. Herkes kendi içine kapandı. O zamanki gelinlerin şimdi gelinleri torunları var ve onlar kaplıyor bütün akrabalığı... Sülalenin büyükleri olarak şimdi sade bizimkiler var. Hepsi öldü gitti. Ömer dede, Selvi yenge, Nafiye yenge, hayal meyal hatırladığım diğerleri... Nafiye yengeyi severdim, tatlı bir ihtiyar olarak kalmış aklımda. Mevlüt amcayı hiç sevmezdim bak. Evinin karşısındaki dut ağacına yaklaşıyoruz diye bağırıp çağırır, evinin balkonundan kovalardı biz mahalledeki çocukları. Akrabamızdı bir de. Sanki kendi bahçesine giriyorduk, Allah'ın ağacıydı işte. Meğer dutlar olur olmaz altına çarşaf serdirip oğullarına silkeletiyormuş. Ben o zaman dut ağacında dut olduğunu bile bilmiyorum. 

Sonracığıma, bizim bu eski bayramlar var ya...
Hatırlamak başka da, ben bayramları hiç sevemedim.
Keşke sevseydim.




6 yorum:

  1. ah o eski bayramlar , değil mi? bilmem neden ben de sevmem bayramları , zorla öptürülen ellerden ziyade büyük halamın verdiği mendilleri getirmeye çalışsam da aklıma , bir an önce gitseler diye kapı girişlerine konmuş nemlenmiş şekerlemeler aklımda...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayal meyal şimdi hepsi. Soluk birkaç parça fotoğraf gibi. Neşeli bir şeyler yok ama. Garip :)

      Sil
  2. Ne kadar canlı anlatmışsın, çocukların dünyası başka oluyor büyüklerin bayıla bayıla astığı bir resim, tasvir bir çocuk gözünde bambaşka görünebiliyor, bu arada konuyla alakası yok ama halıların bazı desenleri bana yaratık gibi geliyor, o yüzden 3 halımı komşulara dağıttım:)))burada da erik ağacının erikleri için çocuklara bağıranlar var ve hiç hoşuma gitmiyor, ya çocuk yesin Allah'ın ağacı ama insanoğlu hep bana, hep bana...:( benim öyle bahçem olsa, ne çocuk, ne büyük alsın isterse bir kilo yesin utanmasın diye başımı uzatıp bakmazdım sanırım ama benim senin gibi düşünenenlerin bahçesi olmuyor zaten:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Galiba hayatın zıtlıklarından biri de bu, gönlümüz bol olduğu halde bahçemizin olmaması yani :)
      Ama benim bir şartım olurdu, daha olgunlaşmadan tepesine çıkmasın çocuklar :)

      Sil
  3. Selam.. Yorumuna cevabım buradan olsun istedim..
    Okuyan beğensin gayesi gütmeden, konuşur anlatır gibi yazılan anıları severim. Okuyanı içine çekip gezdirir diyar diyar .. Bayramlara elince.. bir yaştan sonra artık her gün bayram.. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)

      " Hiçbir zaman hayat bayram olmadı ya da her nefes alışımız bayramdı, bir umuttu yaşatan insanı...

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)