10 Mart 2014

KÂBUS

                                               
"Şov tv'deymiş. Haberleri izliyormuşum. Sayın başbakan meeting'deymiş gene. Lafının bir yerinde  "Bu halka Osmanlı'yı da biz öğrettik" diyor. Öylesine izlerken, bende niyeyse şafak atıyor bunu duyunca.
Hadi canım diyorum,  halk dediğin kim bilmem ama ben senden öğrenmedim diyorum. Sonra nasıl gaza getiriyorsam kendimi tv'ye şikayet edeceğim bunu diyorum, herkesi aşağılıyor bu dediğiyle, biz cahil miyiz de senden öğreneceğiz filan.  Nasıl oluyorsa şov tv stüdyosu da benim evimdeymiş. Ben daha kendi kendime böyle söylenip dururken televizyoncular bu dediğimi görev bilip başbakana iletiyorlar, şikâyet var, şöyle şöyle diye. Ben şok geçirirken bu ivedilik karşısında, akşam akşam evime baskına geliyorlar, tıpkı korktuğum gibi. Odamda yatağımdan kaldırmaya, götürmeye uğraşıyor polisler. Ha boğuldum ha götürecekler derken uyanıyorum, oh rüyaymış."

Nasıl (!) bilinçaltıysa artık...

Yalnız dünyanın haline, ülkenin geleceğinin belirsizliğine, hem öyle ama hem de böyle konular karşısında kalışımıza, dış politikada "büyük" devletlerin güdümünde ve eziminde olmamıza, görünenlerin altındaki başka şeylere, gücünün bunlara yetmediğine bakınca insan boğuluyor resmen... Hakikatin bütün yönlerini bir torbaya koyunca güzel bir vücut çıkaramıyorum ne yazık ki... Her şey, herkes yanlış! 

Boğulmaya ara vermek lazım. Balinaların nefes alışı gibi bir şey yapmalı belki de...

Çocukların okulu, yazlığın taksidi, hotiç'in siparişleri,projenin teslimi, yaz tatili planları  derken  yukarıdaki birçok şeyi çok daha az düşünmek ne iyi olurdu, diye düşündüm bir ara. Sonra ürpererek hayatıma bir "flashback" çektim ve sabah yürüyüşlerine başlasam iyi olacak dedim.


 
Teleferik  yolunda mimozalar...




Artık papatyalar da eskisi kadar çok değiller. Çocukluğumuzdaki kırların beşte biri bile kalmadı artık...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)